van



Van, Kürt coğrafyasının illerinden olup, bu coğrafyanın kuzeydoğu tarafında yer almaktadır. Kuzeyden, Erzurum - Ağrı, batıdan Bitlis, güneybatıdan Amed, güneyden Musul ve Hakkari illeriyle, doğudan da İran'la sınırlıdır. Van isminin nereden geldiği ve kaynağı konusu henüz tam olarak açıklığa kavuşmamış olmasına rağmen konuyla ilgili bazı önemli görüşler şöyledir;

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Büyük İskender'in Van Kalesindeki Vank adlı bir mabedin adını şehre verdiğini belirtmektedir. Başka bir rivayete göre; Van pek eski bir şehir olduğu için M.Ö. I900'lerde Asur Melikesi Mesnure Şah Meryem (Semiramis) tarafından kendisine izafeten Şah Meryem Kürd şeklinde adlandırılmıştır. Daha sonra Keyanilerin son devrinde, Wan adındaki valinin, şehri genişletip güzelleştirmesi nedeniyle bu idareciden itibaren şehir Van olarak anılmıştır. Van adının kaynağı konusunda akla yakın ve bilimsel olan görüş Urartuca, “Biane” veya “Viane”den çıkmış olduğudur. Tarihi kaynakların bütününde, Urartular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların yükselme devrinde Biate adı altında bir çok şehir ve insan topluluğu Van bölgesine toplanmışlardır.

Van şehri Kürtlerin atalarından olan Urartular’dan kalmadır. Urartular’ın başkenti olan Van’ ın o zamanki adı TUŞBA idi. Van'ın tarihi M.Ö. 7000 yıllarına kadar uzanır. Van Kalesinin 6 km güneyinde bulunan Tilki tepe ve Van Gölünün kuzeyindeki Ernis Mezarlıklarında yapılan kazılarda Kalkolitik, Bronz ve Demir devrine ait kültürel buluntulara rastlanmıştır. Şehri ilk kuran Asur Kraliçesi Semiramis'dir. Bu bölgeye önce Huriler yerleşmişlerdir. Sonra Urartular, Medler, Persler, Makedonyalılar, Büyük İskender, Partlar, Sasaniler ve Bizans hakim olmuştur. M.S. 675 yılında Müslümanlar bu bölgeyi fethetmiş, daha sonra bölge yine Bizanslılara, bunları yenen Selçuklulara ve sonrada İlhanlılara, Celahiroğullarına, Karakoyunlara, Akkoyunlara ve Safevilere yurt olmuştur.

Osmanlı ve TC Dönemi Van

1534-1535 yıllarında gerçekleştirilen İran Seferi sırasında Bağdat, Tebriz ve Van gibi önemli merkezler Osmanlı idaresine girmiştir. Ancak Osmanlı Devletinin Macar Kralı Ferdinand ile başlayan mücadelesi nedeniyle kuvvetlerin Rumeli'ye kaydırılması sonucu, fethedilen yerlerden bazıları tekrar Safevilerin idaresine geçmiştir.

25 Ağustos 1548'de Van Kalesi Osmanlı egemenliğine girmiştir. Van Kalesinin fethinden sonra bölgenin beylerbeyliği, Anadolu Defterdarı İskender Paşaya verilmiştir. Bu arada Vastan (Gevaş), Erciş, Adilcevaz ve Ahlat da tekrar Osmanlıların eline geçmiştir.

Osmanlı taşra teşkilatında eyaletler sancaklardan, sancaklar kazalardan, kazalar nahiye ve köylerden meydana gelmekteydi. Osmanlı idaresinde Van, "Eyalet" statüsü kazanmış olup 1568-1574 yıllarında livâ tabir edilen 12 sancağa sahipti. Bunlar, Van (Paşa Sancağı), Adilcevaz, Bitlis, Muş, Bargiri, Erciş, Kârgâr, Kesan, Ispayrıd, Ağakis, Nısf-ı Şırvî, Vadi-i Beni Kotur'dur.

İran sınırında olması bakımından hem ordunun hareket noktası hem de önemli merkez olan Van'ın idari yapısı savaşlar sebebiyle sık sık değişikliğe uğramış, fethedilen yerlerin bir kısmı buraya dahil edilmiştir. Nitekim daha önce 12 olan sancak sayısı, 1578-1588’de 27ye yükselmiştir.

Son çağ dünya tarihi içerisinde en büyük olay olan I. Dünya Savaşı ve neticesinde Van kadar harap olmuş bir şehir, ahalisi Van ahalisi kadar cefa çekmiş bir topluluk örneği çok azdır. Öyle ki, büyük harp öncesinde Van merkezinin toplam nüfusu 70 bin civarında iken, savaş sonrası Nisan 1919 sıralarında bu sayı 10-15 bine düşmüştür. Şehir ise tamamen harap olmuş ve bu yüzden yerleşim alanının değiştirilmesine neden olmuştur.

Birinci Dünya Savaşındaki istilalar, onun içinde ve ondan sonra meydana getirilen haksız uygulamalar, vaktiyle mamur olan bu bölgeyi bir harabeye çevirmiştir. Harpten sonra Van, yavaş da olsa bir gelişme göstermiştir. Van ilinin 11 ilçesi vardır. Bunlar; Özalp, Muradiye, Saray, Erciş, Başkale, Bahçesaray, Çaldıran, Gevaş, Edremit, Gürpınar ve Çatak'dır.

Van Kalesi

Şehrin fiziki yapısının en önemli kısmını teşkil edip, zaruret halinde şehrin sakinlerine sığınak vazifesi gören Van Kalesi; M.Ö. 900-600 yılları arasında Van’da büyük bir medeniyet kuran Urartu Krakı 1. sardur tarafından M.Ö. 825 yıllarında yaptırılmıştır. Dört bedenle çevrili kalenin 1. ve 2. bedenleri Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine aittir. savaş zamanlarında kalede bulunan mağaralarda askeri malzeme ve zahire doldurulmuş kale savunma üssü olarak kullanılmıştır.

Osmanlı şehirlerinde kaleler çok yönlü işe yarardı. Van Kalesi; şehri, şehir halkını ve sefer için gerekli malzemenin muhafazası yanında, suç işleyenler için bir çeşit hapishane vazifesi görürdü.

Evliya Çelebiye göre yaz-kış tüm hisarlarla beraber Van Kalesinde 500 kişi nöbet tutmakta, kolluk tutan ağa ve çavuşların sayıları 24'ü bulmaktaydı. Bir saldırı olduğunda saldırıyı meşale yakmak, mehter çalmak gibi usullerle haber verirlerdi.
Van Kalesine ilişkin söylence

Urartuların eline geçen Van kalesi öyle muazzam yapılmıştır ki görenler kalenin insan eliyle yapıldığına inanılmaz.

Kale dev yapılı insanlar tarafından 80 metre yüksekliğe her biri en az 30 ton gelen düzgün taşlarla sıva ve harç kullanılmadan yapılmış inanışa göre duvar yapımında çalışanlar öyle güçlülerdi ki elleriyle bastırarak taşları hamur haline getirip birbirine yapıştırmışlardır.

Meher de bu dev yapılı insanlardan biridir.Atıyla birlikte Meher Kapı denilen yerde Urartu kaya yazıtının ardında günümüzde de yaşadığına ve kıyamet günü gelince yeniden ortaya çıkılacağına dair efsaneler vardır.

Meher Kapı değişik inançlara göre kutsal sayılır.Hristiyanlar bu kapının Paskalya'nın yedinci günü ya da St. Jean Bayramı'nda açıldığına inanılır.İslam inançlarına göre ise burası bir hazine kapısıdır ve her cuma gecesi açılır,fakat giren mutlaka bir kötülükle karşılaşır.

Bir başka inanışa göre Hz.Ali bu kapı görünümlü yerin ardında yaşamaktadır.Kapı önündeki su birikintisi atının sidiğidir.


Akdamar Kilisesi

Akdamar Adası orijinal kilisesi ile tanınmaktadır. Van'a 55 km. uzaklıktadır. Yörede hüküm süren Vaspurakan hanedanınca, Kral I. Gakik tarafından M.S. 915-921 yılları arasında Mimar Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilise merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç planında olup kırmızı kesme tüf taşlarıyla inşa edilmiştir. Yapının dışındaki taş kabartmalarda İncil ve Tevrat'tan alınan dini konuların yanı sıra, dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiştir. Kilise duvarlarının iç yüzeyleri günümüzde hemen hemen kaybolmaya yüz tutan dini konulu fresklerle bezenmiştir. Bu duvar resimleri yöredeki en kapsamlı ve en erken tarihli örnekler olarak ayrı bir önem taşırlar.
Akdamar Adasına İlişkin söylence

Çok güzel bir yer olan Akdamar Ada'sına keşişlerin hariicinde gitmek yasaktır.Başkeşiş dediğim dedik diyen çok katı tutumlu bir insandır.Tamara adında çok güzel bir kızı vardır ve diğer kızları kıskandırıp onların kendisine diş bilemesine sebep olur.

Adanın karşısında Gevaş yakınında yalnız yaşayan gölden avladığı balıklarla geçimini temin eden bunun dışında ağaçların gölgesinde dinlenip çok iyi yüzen bir delikanlı yaşamaktadır.Bir gün adaya doğru yüzer dayanamaz karaya çıkar gizlice etrafı seyrederken çiçekler arasında başında tacı ile şarkılr mırıldanan Tamarayı görür kız da onu görünce kaçmaya başlar fakat önüne çıkar ikiside birbirini etkilemiştir.Akşama değin söyleşirler.Tekrar buluşmak üzere ayrılırlar.Kızın babası cok katı olunca geceleri buluşmaya karar verirler.Geceleri karanlık olunca kız kayalıklar arasında bir mum yakar genç te o muma doğru yüz yüze gelirler.

Bir süre sonra öbür keşişlerden birinin kızı durumu görür ve olanları baş keşişe anlatır.Keşiş çok öfkelenir,kızına bir şey söylemez.Ertesi gün göl fırıtnalıdır kız kayalara gitmez keşiş bir mumla kıyıya gelir.Delikanlı ışığı görünce meraklanır suya atlayıp kıyıya yaklaşmaya çalışır ama keşiş sürekli mumun yerini değiştirdiğinden artık çok yorulmuştur.Dalgalara yenik düşer."Ah Tamara Ah Tamara" diye haykırarak ölür.Sesi duyan Tamara kıyıya koşar olanları görür o da kendini göle atar.İki aşık gölde buluşur gölün adı da Akdamar olur.

Günümüzde hala iki aşığın gölde yaşayıp oynaştığına inanılır.



Hoşap Kalesi

Çavuştepe'nin 40 km. doğusundadır. 1643 yılında Osmanlılara bağlı Mahmudilerin Beyi Sarı Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kale aynı adı taşıyan Hoşap Suyu'nun sarp kayalıkları üzerinde yükselmektedir. Kalenin batıya bakan girişi ve özgün kapısı bozulmadan günümüze ulaşabilmiştir. Kapının üstünden yapımı ile ilgili Farsça kitabe ve aslan kabartmaları yer almaktadır.

Kale içindeki eski hamam, cami, medrese, çeşme, su sarnıcı, zindan ve odalarda geçmişin izlerini görmek mümkündür.

Muradiye Şelalesi

Muradiye sahip olduğu şelale ile Van'ın öne çıkan ilçelerinden biri olmuştur. Tendürek dağından çıkan Bend-i Mahi çayı üzerinde bulunan şelale, Muradiye ilçe merkezine 10 kmlik bir mesafededir. Vadi içerisinden akan çay, Muradiye Şelalesi'nin oluşumuna neden olmuştur.

Üzerinde kurulu asma köprüsü ve doğal güzelliğiyle, ağaçlık bir alan içerisinde sessiz ve huzurlu bir mekandır Muradiye Şelalesi...

VAN COĞRAFYASI

a) Dağları : Van’ın yarısından fazlası, dağlık ve engebelidir. Topraklarının %53.4'ü dağlık, %27.3'ü dalgalı ve %5.6'sı yayladır.
1900 m’den sonraki araziler özellikle dağlıktır. Bunların bazıları (Van, Van Gölü) İsabey (3000m), Şevli(Şillo 2900m), Haki(Ğenke 2450m), Erek(3250), Kazan(2890), Kuh(2850), Nemrut(3050), Süphan(4434m), Aladağ(3255), Tendürek(3312) diğer irili ufaklı dağlar ise İrini, Ahta, Artos, Karahayal, Gündizin, Melek, Koçalan, Nacarabat, Rentümer, Kuğu, Şuşanız, Narguh, İspiriz, Irgat vs dağlarıdır.

b) Ovaları: Çaldıran, Muradiye (Bargiri), Tarhanı, Noşar, Akbulut, Hoşab,Geveren, Havasör, Saray, Karakilk, Ercek, Van, Erciş.

c) Vadi ve Platoları: Tarhani, Noşar, Akbulut, Hoşab, Havasör, Bendimahi, Karasu, Memedik.

d) Yaylaları : Arazisinin 2450 m'den sonraki tüm düzlükleri yayla olarak kullanılır, ki; bu yaylalar hem ot bakımından hem de su bakımından çok verimli bir özelliktedir. Bu zenginlik, yörede hayvancılığın gelişmesinde ve tarımda büyük etken olmuştur.

e) Gölleri : Van’da Van Gölü'nden başka irili ufaklı 13 göl daha vardır. Bunlar; Erçek, Kotur, Kaş, Şor, Engis, Hasan Timurhan, Akgül, Süphan, Hıdırmenteş, Keşiş, Irmağı, Çenge ve Sarı göllerdir.

Van Gölü'nün deniz yüzeyinden yüksekliği, 1720 m, Yüzölçümü 3765 km2’dir. Yani Marmara Denizi'nin 3/1 i kadar. Araştırmacılar gölü klorlu-sülfatlı karbonatlı göller grubuna sokmuşlardır. Gölde ayrıca brom, sodyum klorür, magnezyum elementleri bulunmaktadır. Tuzluluk oranı ise binde 210'dur. Yani normal deniz suyundan 6 kere daha tuzludur. Sodyum karbonattan dolayı da özellikle eskiden ve halen zaman zaman sabunsuz deterjansız çamaşır ve bulaşık yıkamak mümkün olduğu gibi; doğal ve sıhhatli bir temizlik elde edilebilmektedir. Göl Nemrut Dağı'nın patlaması sonucu oluşan Set Gölü'dür. Eski sınırları Muş Ovası'na kadar uzanmaktaydı. Ancak bazı evreler sonucu bugünkü halini almıştır.

Gölün bir özelliği de yine eskiden aşırı soğuklar neticesinde kalın bir tabakadan oluşan bir buzlanma olurmuş ve kestirme diye kervanların buradan geçtiği olduğu gibi yine uzak köylerin kestirme diye kullandıkları bu buzlu yoldan düğün alayları geçermiş. Tabi zaman zaman kırılmalarda olduğundan epey ölen olurmuş. Yörede bunlara ait destanlar bulmak mümkündür.

f) Akarsu ve Dereleri : Karasu, Bendimahi, Hoşap, Memedik, Zilan, Dili, İrşat, Kırgeçit, Çığlı, Çatak suyu ve derelerini sayabiliriz Bu su ve dereler, genellikle göle akarlar.

g) İklimi : Genellikle karasal iklime sahip Van, yazın az yağışlı ve ılık, kışın sert ve bol kar yağışlıdır. Sertliğin bir nedeni de yüksek dağlardaki karların geç erimesinden kaynaklanmaktadır.

VAN YÖRESİ - ŞİVE
DINGALAFIS=Tahtıravelli EFE=Dede,Baba
EZE= Teyze GAYIĞ = Kayık
GEMET =Takat GEHVE = Kahve
HORTHEŞİL =Yorgun ÇILPAĞ = Çıplak
GELİYEM=Geliyorum ILAN = Yılan

VAN YÖRESİ - ATASÖZLERİ
Sütlü koyunu sürüden ayırmazlar
İt itin postunu yırtmaz.
Canı yanmış eşek,attan çok koşar.
Taş ol baş yar.
İtin duası olsa, gökten ekmek yağar.
Ağalık vermekle, yiğitlik vurmakla olur.
Bir mum ol, öz derden yan

VAN YÖRESİ - DUALAR
Ağlamak nasip olmiya..
Allah sana oğul vere,
Anbaran buğday yağa.
Birin bin ola.
Burnun ganamaya.
Cennete gidesen cennet mekanın ola.
Çıran daima yanık galsın.
Dallı budağlı olasan.
Darda galmıyasan, dar günün olmiya.
Ayağın daşa değmiye.
Bağdaki yonca gibi yeşeresen.

VAN YÖRESİ FOLKLORU - BEDDUALAR
Akrep sançsın seni.
Allahtan umarım baban öle.
Anadan yetim olasan.
Avlanırken avlanasın.
Allah seni attan indire, eşşeğe bindire.
Babaların ardında galasan.
Boş böğründen vurulasın.




van hakkinda kapsamli bir site

Hiç yorum yok:

  © Blogger template 'Minimalist H' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP