FEQÎYÊ TEYRAN


Feqîyê Teyran, İslâmiyet’ten sonraki üç büyük Kürt şairinden biridir. Diğer iki büyük şair: Eli Heriri ve Melayê Cizirî’dır.
Feqîyê Teyran’ın gerçek adı Muhammed’dir. Aslen Hakkâri’nin Mıks kasabasındandır. Onun hangi yıllarda yaşadığı konusunda değişik görüşler vardır. Bir görüşe göre 1590–1660 yılları arasında 70–75 yıl kadar yaşamış ve Mıks kasabasında gömülmüştür. Şîirlerinde adı ‘Mîm û Hey ‘ olarak geçer. Feqîyê Teyran onun gerçek adı değil lakabıdır. Kelime manası olarak kuşların hocası, üstadı manasına gelen bu kelime, evvel zaman kürt şairlerinden, dengbejlerinden birinin mahlasıdır aynı zamanda.. Yaşar Kemal in Karıncanın Su içtiği isimli romanın sekizinci bölümünde masalsı bir şekilde anllattıgı öyküden aktarabilecegim kadarıyla;

Feqiye Teyran aslında bir kürt emirinin oğludur.. Nufuz sahibi olmayı, emirlik yapm
ayı bir kenara iterek hayatını efsanevi bir kuşu görmeye adamıstır.. Yıllarca mezopotamya da ayak basmadık yer bırakmaz.. Ziyaret etmediği köy, kuşu bulmak için sorulmadık dengbej bırakmaz yörede.. Herkes bu anka kuşu hakkında bildiklerini söyler; birçok insan bu kuşu bulmak adına yola çıkmış, harap olmuş, kayıplara karışmıştır.. Herkes en iyi dileklerini Feqiye sunarak azık verir, giyit verir, yatacak yer verir, ardından iyi dilek ederler..

Feqi yıllarca bu kuşu bulmak adına gezinir, görülmedik kuş bırakmaz mezopotamya'da.. Günlerden bir gün mavi bir kuş görür.. Her yer maviye kesilir.. Sonra apak bi
r kuş daha görür.. bu kuş başının etrafında üç kez dolaşır.. halka çizer, gözden kaybolur.. ışıl ışıl parlayan, gözleri kör eden kuşları bulur, heybesine alır.. bu kuşlar feqiyi kör etmezler, Feqi nin içini ışıkla doldururlar.. mutluluk olur taşar Feqi nin yüreği..

insanüstü sabrı sayesinde kuşların akına vakıf olur.. onları anlar, hisseder ve arkadaş olur kuşlarla.. sonunda anka kuşunun sesini duyar.. öyle bir sestir ki, taş kesilir Feqi.. yüreği dolar.. hayatında böyle ses duymamıştır.. ancak güneş doğarken duyulabilen kuşun sesini duymaya vakıf olur..

Bu ermişlik mertebesi sonrasında dengbej olur, kaval ve saz aranır.. bagdat da aradıgını bulur.. gösterişsiz bir kaval kendisine layık bulunur.. bu sıralarda unü,şöhreti tüm mezopotamya da duyulmuştur.. her gittiği yerde dengbej feqiye teyran diye bilinir.. kaval ile a
nka kuşunun sesinin etkisiyle dolan yüreği duyulmamış besteler çalar.. dinleyenler put kesilir, kımıldayamaz adeta büyülenirler..

Yıllar sonra babasının konağına döner Feqiye Teyran.. mezopotaya da adını duyan herkes kendisini dinlemeye gelir.. yıllarca feqiye teyran ın stranları söylenir, çalınır bu yörede.. bu sırada kendisi hırka giymiş, kemale ermiş, sakal uzatmış, nurlanmıştır..

Ve sonunda ölüm vakti gelmiştir feqiye teyran için de.. yeryuzunde ne kadar kuş varsa toplanır Feqiye Teyran olmeden önce.. sonunda kimsenin bakamadığı, ışıldamaktan bembetaz kesmiş bir kuş feqinin yanına gelir.. üç kez başının etrafında döner ve halka yapar.. Feqi Teyran sonunda hakkın rahmetine kavuşur..

Feqîyê Teyran’ın Melayê Cızîrî’nin talebesi olduğu onun yanında okuduğu söylenir. Ayrıca Faqî’nin bu yıllarda, öğrencilik döneminde arada bir kaybolamaya başladığı söylenir. Yine bir gün Feqî kaybolur ve arkadaşları onu aramaya çıkar. Arkadaşları Feqî’yi bir suyun (Dicle nehri olduğu tahmin ediliyor.) kenarında bulurlar. Feqî burada, su ile konuşmaktadır. Su da bir insan gibi ayaklanıp ona aynı şekilde cevap vermektedir:

Kürtçe:

Feqî dibêje: Ey av û av!
Ma tu bi eşqa muhbetê
Mevc û pêla davê bela
Bê sekinîn bê rehetê

Türkçe:
Faqî söylüyor (konuşuyor):
Ey su, ey su!

Sen aşkın muhabbeti için mi
Böyle azgın ve dalgalısın
Hiç durulmuyor rahat etmiyorsun



Kürtçe:
Feqî dibêje:

Bê sekinîn bê rehetê
Muştakê Gulzarê xwe yî
Ya şifa te ji dilê mi ye
Ji eşqa kê tu têyî û tê

Türkçe:

Faqî söylüyor:
Hiç durmadan hiç rahat etmeden
Gulizarını (gülbahçeni) müjdeliyorsun
Şüphen mî var kalbimden (yüreğimden)
Sadece sana olan aşkımdan
.


Kürtçe:

Av dibêje: Avê digot,Feqîyê delal
Kes ji min napirse pirs û sûal

Kitrek ji bahra alemê

Heta gihame vê demê

Türkçe:
Su söylüyor:
Su diyor ki güzel F
aqî
Kimse benden sorgu sual etmiyor
Bu âlem denizinde bir damlaydım
Bu zamana gelene kadar


Kürtçe:
Feqî dibêje: Ji
Pêxember aqil hebû

Hewce çûyîna te nebû.


Türkçe:
Faqî söylüyor:

Peygamberden akıl alsaydın
Akmana (gitmene) ihtiyaç olmazdı.


Feqîyê Teyran’ın su ile konuştuğunu gören
ler şaşkınlıklarını gizleyemezler ve Feqî’nin bu yönü herkes tarafından duyulur.
Feqî çok sayıda şiir ve kaside yazmış, söylemiştir. Feqî Bir şiirinde şöyle söylüyor:

Kürtçe:
Dilo rabe dilo rabe
Weke çavan ku êvar e
Nezan û bes di xew de be

Bi nimêj ra me be yar e.

Türkçe:
Yüreğim uyan yüreğim uyan
Gözlerdeki gece gibi
Cahil ve uykuda kalma
Namazda bizimle yar ol


Peki, ona niçin Feqîyê Teyran deniliyor? Denildiğine göre kendisi kuşların dilinden anladiğı için kendisine Feqîyê Teyran adı verilmiş. Aslında Feqîyê Teyran’ın sadece kuşlarla değil de bütün canlılarla ve su ile de konuştuğu, onların dilinden anladığı söylenmektedir. “Feqî” kelimesi, “öğrenci, talebe” demektir; “teyr” ise kuş anlamındadır. Bu durumda “feqîyê teyran”, “kuşların dilinden anlayan, öğrenci” diye çevrilebilir.

Feqîyê Teyran bir kasidesinde şöyle söylüyor:


Kürtçe:
Bizan ku min yar tu yî

Ez kuştim yekcar tu yî
Bê dest û hem pa tu yî
Ê bi xezeb xwendî ez im
Zencîr bi zendê ez im
Aşiqê cindî ez im

Dil jî birîndar tu yî

Cama pîyala tu yî

Delala mala tu yî

Nîmeta ala tu yî

Yar di xeyalê ez im

Bi girt û berdan tu yî



Türkçe:
Bilki benim yârim sensin
Beni öldüren sensin
Elsiz ve hem de ayak sensin
Gazabınla okuyan benim
Kolu zincirli olan benim
Güzel olan âşık benim
Yüreği yaralı olan da sensin
Kadehin camı sensin
Evin güzeli sensin
En güzellerin nimeti sensin
Yar, hayalindeki benim
Tutan ve bırakan da sensin


Feqîyê Teyran, aynı zamanda bir Hak aşığıdır. Tasavvuf inancındaki “fenafillâh” mertebesine yükselir. En sonunda da her şeyden vazgeçip derviş olur ve gezmeye çıkar.



Teyran lakabi hakkinda soyle bir rivayet anlatilir.

Feqiye Teyran Cizre’ye giderken yolda bir papaza rastlar ve onunla arkadas olur. Bir muddet yururler yorulunca bir aGacin golgesinde dinlenmeye koyulurlar. O esnada iki kus gelir ve aGacin uzerine konarlar. Kuslar birbirleriyle konusurken Feqi guler.
Papaz Feqi’ye sorar: “Sen neden guluyorsun?”
Feqi: “Bu bizim adetimizdir, biz Feqiler oylesine guleriz” der.
“ Papaz: “Elbette her gulmenin bir sebebi vardir, kisi sebepsiz yere gulmez” der.
Feqi: “Evet dediGin gibidir, fakat sana soylersem, bana ihanet edebilir, basima bir bela getirebilirsin” der. Papaz soyleyeceGi seyi hiç kimseye soylemeyeceGine dair soz verir. Feqi meseleyi olduGu gibi anlatmaya baslar:
“Ben kuslarin dilini anliyorum aGacin uzerindeki kuslardan biri diGerine: Benim Cizre’de çok aci çekeceGimi soyluyordu, ben de bu yuzden guldum” der.
Papaz ses çikarmadan ve tekrar yola koyulur. Cizre’ye geldiklerinde Feqi ‘Medresa sor’ a giderken papaz da kiliseye gider. Kilisede halk bir araya gelmisti ve sanki bir seyler arar gibi bir oraya bir buraya gidip geliyorlardi. Papaz onlari dinlemeye basladi. Falci bir kadin halka soyle diyor: “Kilisenin topraGina gomulu bir hazine var. Fakat ben yerini bilmiyorum.” Hazine arayanlar arasinda Cizre’nin Miri de vardir. Papaz Mir’in yanina gidip, Feqi’nin durumunu anlattir ve Mir, Papaz’in soylediklerini dinledikten sonra Feqi’yi hemen yanina çaGirttir ve olanlari anlattir. Feqi soyle der:
“Ben hazineyi çikaririm fakat kendi payimi da istiyorum”.
Mir, Feqi’nin sartini kabul eder. Feqi biraz yem alarak kilisenin içine doker. Kuslar gelip yemi yerler. Ve soyle konusurlar:
“Bu yemi buraya kim doktu.” Feqi hazine için bu yemi buraya dokmus, sen hazinenin nerde olduGunu biliyor musun? Evet biliyorum sabah gunes doGduGunda hangi tasa vurursa hazine o tasin altindadir. Feqi sabah erkenden kalkip kiliseye gider.
Tasi tanidiktan sonra Mir’in evine gidip durumu bildirir. Tas kazilir ve içinden buyuk bir hazine çikar. Mir, Feqi’ye sorar: “Sen ne kadar istiyorsun?” Feqi: “Papazin basinin agirligi kadar altin istiyorum” der. Mir: “Papazin basinin agirligini bilmemiz için basini kesmemiz lazim” dediginde Feqi: “Oyleyse kesin” der. Papazin kafasini keserler ve terazinin bir kefesine koyarlar, diger kefeye butun altinlari koymalarina ragmen papazin kafasi aGir gelir. Mir, bu durum karsisinda Feqi’ye “Sen bu durumu biliyordun” der. Feqi altinlari kaldirir ve kefeye bir kaç avuç toprak koyar. Hemen ardindan papazin kellesinin ustunde oldugu kefe havaya kalkar. Feqi, Mir’e doner ve soyle der:
“Mirim ben altin istemedim, altinlar sana olsun. Benim amacim sizlere insanlarin gozunun ancak toprakla doydugunu gostermekti” der.


DErleme : Gülay Mermer

2 yorum:

Nusirewan dedi ki...

Cok guzel paylasım tskler

Adsız dedi ki...

edoamed:

bizim insanlarımız biligiliancak hep ezmişler, şimdiki gibi.

  © Blogger template 'Minimalist H' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP